7 Şubat 2012 11:49
Film Kritik: Serdar Akbıyık
Oscar adayı filmlerden Steven Spielberg’in yönettiği Savaş Atı, insan-hayvan dostluğunu yücelten bir yapım. Muhteşem görüntüleriyle yüreğinizde çiçek açtıracak bir film.
Yedi dalda Oscar adayı olan epik bir dostluk hikayesi Savaş Atı. Aslında böyle söylediğimizde filmin konusunu çok sınırlandırıyoruz. Filme bakınca bir çocuk ile atın arasındaki arkadaşlık filmin konusuna damga vuruyor ama asla bu kadarla kalmıyor film. Steven Spielberg gibi usta bir yönetmen klasik olan hikayeyi çok katmanlı bir hale getirmiş.
Michael Morpurgo'nun kitabına ve yapımı aslen İngiltere Ulusal Tiyatrosu tarafından gerçekleştirilen ve Tom Morris ile Marianne Eliot tarafından yönetilen Nick Stafford'ın son tiyatro oyununa dayanarak yazılan senaryo aynı zamanda filmin yapımcısı olan Spielberg’in elinde farklı dertleri de kendine konu etmiş. Mesela filmin başında İngiltere’de toprağa bağlı yaşayan köylülerin ekonomik ve sosyal durumu suratımıza tokat gibi çarpıyor. Kasabanın bankeri (bizim toplumumuzdaki karşılığı köyün ağası) köylülerin ektikleri üzerinden para kazanıyor.
Filmimizin odağında yer alan ailede baba Ted ve anne Rose tek oğulları Albert ile zar zor geçiniyorlar. Hatta evleri bile bu bankerin ve kirayı ona ödüyorlar. Tabi bir de bunun üzerine bankerin Rose’a yanık olması var. Burada babayı Ted Mullan, anneyi ise Emily Watson canlandırıyor. Her ikisi de sinemanın en başarılı karakter oyuncuları ve tam anlamıyla döktürüyorlar. David Tewlis ise kötü bankeri oynuyor. Bu üç isim de İngiliz, Britanya sinemasının dünyaya hediyesi.
Ted, toprak işlerine yardım etmesi için bir yük atı almaya gidiyor. Fakat nefret ettiği bankerle karşılaşması onu bir hataya yönlendiriyor. Bankerin almak istediği bir yarış atına bütün parasını yatırıyor. Bu paranın içinde evin kirası da olunca Rose çıldırıyor. Ama evin oğlu Albert yepyeni bir arkadaş kazanıyor. Kısaca geçersek bankerin eve el koymaması için atı satmak zorunda kalıyorlar. Halbuki atı yetiştiren Albert sadece bir at kaybetmiyor. Dostuna da elveda demek zorunda kalıyor. Joey adı verilen at bir yolculuğa çıkıyor. Savaş alanlarında ona ihtiyacı olan insanların hayatına girip kan ve ateş içinde insanlığını unutmuşlara insanlık dersi veriyor.
Filmin finali ve özellikle savaş alanında çekilen sahneler yüreğinizi burkacak. Film bu anlamda bir yolculuk hikayesi de. Özellikle savaşa bakışı en bilindik savaş karşıtı filmlere taş çıkartır. Bazı sahnelerde Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok filmini seyredermiş hissine kapılabilirsiniz.
En İyi Film, Görüntü Yönetmeni ve Kurgu’yla beraber yedi dalda aldığı Oscar adaylığını sonuna kadar hak ediyor Savaş Atı. Filmin başrol oyuncusu ve ailenin oğlunu canlandıran Jeremy Irvine’in ilk uzun metraj filmi. Hollywood, İngiliz sinemasıyla elele verdi genç neslin yeni oyuncularını çıkarıyor gündeme sürekli. Savaş Atı’nda sadece Jeremy Irvine değil ilk kez gördüğümüz ama gelecek için ümit vaad eden genç isim. Savaş atının yoluna çıkan dede-torunun hikayesinde bir isim daha var. Celine Buckens torunu oynarken gelecekte bir çok filmde onu göreceğimize dair ümit verdi.
Yönetmene dönecek olursak Spielberg, Münih filminde katilleri kutsarken, Savaş Atı’nda sergilediği savaş karşıtı performansı ile bizlere geri döndüğünü müjdeledi. Aile olarak gidilip seyredilecek ve asla pişman olunmayacak bir film Savaş Atı...