27 Aralık 2011 11:58
Film Kritik: Serdar Akbıyık
Ümit Ünal’ın şehir hikayelerine kadınlar açısından baktığı çok başarılı bir film Nar. Serra Yılmaz, İrem Altuğ ve İdil Fırat filme kendilerini kaptırmışlar, başarılı performanslar sergilemişler.
Ümit Ünal’ın yönettiği Nar filmi kentli hayatın hikayeleri ile kadın hikayelerinin aslında ne kadar özdeş olduğunu gösteriyor. Biz hep röportajlarda sorarız yönetmenlere, oyunculara; Türk sinemasında kadın hikayesi neden az diye. Aslında bu sorunun şöyle bir versiyonu da vardır. Türk sinemasında şehirli hikayeler niye işlenmez veya işlense de neden yetkin değildirler. Çünkü bu sorular aslında birbiriyle bağlantılıdır. Kadın, şehirde özgürlüğünü ele alır. Bağımsız tercih yapma gücü ona kimlik kazandırır. Normal olarak ekonomik özgürlüğünü şehirde daha fazla kazanan kadının bağımsızlığı ve buna bağlı olarak hikayesi şehirle bağlantılıdır. Türk sinemasında onun için şehir hikayeleri önemlidir benim gözümde. Ümit Ünal ise belki de bunların en başarılısı olan Ara filminin yönetmenidir. Son filmi Nar’ı seyrettiğim zaman filmlerin içerik olarak ilgisi olmasa bile aynı duyguyu hissettirdiklerini söyleyebilirim. Üstelik filmin dilini de önemsiyorum. Çünkü reel olma düsturundan yola çıkarak belki de yaratıcılık kısırlığını saklama kolaycılığına kaçmamış. Filmin başlangıcından itibaren sonuna kadar insan ilişkilerine tutunma şekli ve gerilimi hissettirmesi, sonunda da absürt diyebileceğimiz bir finalle filmi bağlaması Ünal’ın sinemacı kalitesinin kanıtıdır.
Filmin oyuncuları çok ilginç isimler. Tek erkek karakteri canlandıran Erdem Akakçe bizim çok beğendiğimiz bir oyuncu. Oynadığı her role bürünmedeki başarısı ile bizi bütün filmlerinde hayran bırakan bir isim Akakçe. Çağan Irmak’ın Karanlıktakiler filminde Ümit Ünal’ın başyapıtı Ara’daki karakterleri filmleri taşıyan çalışmalardı. Nar filminde ise kadınların arasında yürüyen bütün erkek “kazmalığını” rahatsız etmeden hissettiren, bunun yanında da belli belirsiz sempatikliğini ortaya koyan bir çalışma.
Şimdi gelelim üç kadın karakterimize. Öncelikle kendine has fiziği, ses tonu ve delici bakışlarıyla Serra Yılmaz geliyor tabii. Falcı Asuman rolünde filme büyük derinlik katıyor çünkü onun kimliği kendi rolüyle çatışıyor. Onun fazlasıyla beyaz Türk şivesi ve havası yönetmenin bilinçli bir tercihi. Bazılarımız böyle bir temizlikçi veya falcı olur mu diyebilir. Ama Ünal’ın kadınları bir yerde hepsi şehirli. İster fakir olsun ister zengin. Bu yönüyle Serra Yılmaz çok önemli bir tercih. Zaten görüyoruz ki filmde kesinlikle şivesini değiştirmesini istememiş yönetmen Yılmaz’dan. Kısacası bu bilinçli bir tercih. Serra Yılmaz bütün görünümünün altında doğal bir gerilim taşıyor. Bunu her filminde hissettim aslında ama diğer yönetmenler bunu fazlaca kullanamadılar. Ümit Ünal bu doğal gerilimi de yakalamış. Serra Yılmaz’ın bakışlarının karanlığının arkasına öyküsünü koymuş. Ve filmin sırrını buraya gizlemiş.
İrem Altuğ perdede gözüktüğü anda dişiliği ile oynadığı rolü üstüne giyiyor. Ümit Ünal gerçekten mükemmel bir gözlemci. Serra Yılmaz’ı seçmesi İrem Altuğ’a rolü teslim etmesi hep başarılı gözlemlerin sonucu. Tabii oyuncuların performansı çok önemli ve başarılı olduklarını da söylüyorum ama oyuncu seçimi bu filmin başarısının asıl nedeni. Altuğ hayatın gerçeklerine, sorumluluğa kadınsı tavırlarıyla çözüm bulmaya çalışan hatta çözüm bulma gerçeğiyle yüzleşmemeyi kendine yol seçmiş Deniz karakterini canlandırıyor.
Bir de İdil Fırat’ın canlandırdığı Sema var. Sema, Deniz ile aynı evi paylaşıyor. Hatta onlar için bir çift diyebiliriz. Deniz ne kadar kadınsıysa Sema o kadar erkek dünyasında var olmaya çalışan bunu da erkeksi kurallara göre yapan bir kadın. Çalışan kadınların en büyük problemi erkek dünyasında var olmak için erkek yöntemleriyle hayata tutunmak. Sema bunun kendisine neler kaybettirdiğini kadınsı duyarlılığını erkeksi sorumluluk duygusuna kurban ettiği zaman başka bedelleri de ödemesi gerektiğini acı bir şekilde öğrenecek. İdil Fırat’ı Kaybedenler Kulübü’nden de hatırlarsınız. Orada radyonun kadın müdürü rolünde aslında benzer sayılabilecek bir roldeydi. Sanıyorum o filmdeki rolü Ümit Ünal’ın düşlerindeki Leyla karakterini tamamlıyordu. Türk sinemasında az bulunur bir öykü ve insan ilişkilerini içinde barındıran muhteşem oyunculuklarla bezenmiş seyredilesi bir film Nar.