28 Temmuz 2011 04:45
RÖPORTAJ: HERMAN TAŞÇIOĞLU
1 Ekim'de İstanbul'da, 2 Ekim'de ise Ankara'da bir efsanenin sesi soluğu yankılanacak; Kült grup New Model Army'nin 30. yaş günü neşeyle, coşkuyla ve rock tarihinin görüp görebileceği en güzel konserlerle kutlanacak! Otuz yıldan damıtılmış şarkılarıyla verecekleri konserleri sabırsızlıkla beklerken, boş oturmadık ve konser öncesinde Justin Sullivan'ı birkaç saat esir ettik...
New Model Army / Justin Sullivan röportajını RAKUN | MOREmanagement ekibinden dostum Can Sertoğlu çöpçatanlığında, bu kez konuk editörümüz, Ankara’da mukim dostum, Kadir Yiğit Us ile birlikte gerçekleştirdik.
PUNK MUTASAVVIF JUSTIN BABA’DAN 30. YIL MÜJDESİ!
• Bu yıl New Model Army’nin 30. Yılını kutluyorsunuz. Dönüp baktığınızda grubun büyümesine, verimliliğine neyin katkıda bulunduğunu düşünüyorsunuz?
Masumiyetin. Bence bir manada hâlâ masumuz.
• Daha önceki röportajlarınızdan grubunuzu romantik olarak tanımladığınızı okuduk. Bunun da etkisi olmuş olabilir mi?
Kesinlikle doğru. Romantiğiz. Herşeyin bir şey uğruna olduğuna, o şeyin de önemli bir şey olduğuna inanmıştık. Eskiden de, günümüzde de bu şeyin ne olduğunu tarife muhtaç olmadık. Öyle bir his işte, bir şey uğruna her şey.
• Hâlâ bu inançta mısınız?
Evet, değişmedi… Bu işe giren müzisyenlerin çoğu belli bir süreden sonra şüpheye düşer, bu iş böyle yapar adamı. Ama biz hiç iş kısmına aymadık, bir şekilde devam etmeye yeter para oluyor. Hiçbirimizin para umurunda değil. İşte, bu yüzden hâlâ masumuz.
• Kendi plak şirketinizi kurmaya da bu itti herhalde?
Evet. Büyük şirketlerle geçen yıllarımız oldu… Arada bir şirketten birisi gelir “Bakın, daha çok albüm satmak için şunu, şunu yapın” derdi. Bizde “Bas git Londra’ya” derdik. Gelen Londra’ya döner, biz de işimize bakardık. Bize tahammül ederlerdi, Sevip el sürmedikleri, tuhaf mı tuhaf bir gruptuk onlar için. Dedikleri tek kelime işi yapmazdık, elimizde de acaip bir kontrat vardı, ne yapacağımıza karışamıyorlardı. Biz de ne yapmak istediysek yaptık. Nihayetinde bayağı albüm satıp keselerini de doldurduk. Maalesef şimdilerde aramız berbat, gelin görün ki bunun sebebi onların hakikatte müzik şirketi değil, muhasabe bürosu oluşu. En nihayetinde bu muhasebe işi onlar için. Ama vaktiyle oralarda iken, aramız fena değildi…
• Belki de müziğinizi anlamadıklarından ya da belki…
Evet, grubu anlamadılar. Ticari tavır gibi taraklarda bezimiz yoktu. Sonra iki şey oldu. İlk olarak dedik ki bu büyük mesele, bağımsız olsak daha iyi olacak. Grubu seven, anlayan farklı kişilerle çalıştık. İkinci olarak internetin her şeyi değiştireceğini sezdik. Eski sistemi ezip geçecekti ki öyle oldu.
• Pekala, güncel müzik üretim biçimleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela işin hem dijital, elektronik müzik işini hem de güncel cd dağıtım, daha doğrusu satış sorunlarını soralım.
Evet. Pekala, eski cd satış matış modeli bitti gitti desek yeridir. İnsanlar torrent sitelerine girip, New Model Army’nin son albümü ÇALIYORLAR, bence…
• …bu konuda ne hissediyorsunuz?
Münasibi buna hırsızlık demek herhalde ama çok da umurumda değil. Modern dünyanın parçası işte. Hoşuma gidiyor mu? Pek gitmiyor. Uykularımı kaçırıyor mu? Hayır. Bu işler böyle işte. İşin ilginç tarafı müziğin üretilme biçimi ile ilgili olan kısmı: Kafamı kurcalayan bir şey var. Dünyadaki pek çok şeyin kalitesi gibi, müziğin kalitesi de değişti. Dünyadaki pek çok şey ucuzluyor, bunlara erişmek de kolaylaşıyor. Bunların yapımı da öyle. Müzikte de durum aynı, daha ucuz, daha kolay yapılıyor. Dizüstü bilgisayarlarda çalışıyor herkes. İşte [kendi dizüstü bilgisayarını gösteriyor], bu da o işlere bakıyor. 30 yılın derlemesini yapıyoruz. Bu iş için grubun farklı dönemlerinden 30 şarkı seçtik: 200 şarkı var, bizimse 30 tane seçme şansımız var, anlarsınız. O yüzden grubun geçmişteki ve şimdi üyelerinden,
• …ve yakın arkadaşlarınızdan…
Evet, kendi gözağrılarını seçmelerini istedik. Sonra dinlemeye başladık. Hepsini zaman sırasına göre dizmek sıkıcı geldi. Biz de sırayı karıştırmaya başladık. Değişik bir diziliş çıktı karşımıza. Bir tür yolculuk oldu ama zamanda değil, duygularda bir yolculuk. Ve büyük bir farklılığa şahit olduk. İşin ilginci fark, gruptaki farklı müzisyenler, grubun gelişiminin aşamaları, yahut müzikal etkilenmelerden kaynaklanmıyordu. En büyük fark, teyp kaydıydı. Teyp ile dijital kaydın farkı. 90larda bir ara, diğer herkes gibi, kayıt için bilgisayar kullanmaya başlamıştık. Mukayese edilince bilgisayar kaydı xxx gibi. Teyp kaydı çok daha güzel geliyor kulağa.
• Yani analog sesleri beğendiniz?
Kesinlikle! Ama şimdilerde teyple kayıt öyle pahalı ki…
• Ama biz sizin kendi denemelerinizi yaptığınızı duymuştuk…
Plak kaydı ile, kasetle değil. İki inçlik teyple kayıt 90ların sonuna kadar sürdü. Şimdi inanılmaz pahalı bir iş. Tabii, Amy Winehouse’sanız iş değişir. Ama New Model Army, yahut diğer çoğu diğer grup için cidden mümkün değil. Hem bugünlerde teyple kayıt yapan stüdyolar çok azaldı. Ne tuhaf ki durum animasyonun haline benziyor. Eskiden çizgi filmler kare kare çizilirdi ya da…
• Eski haliyle elle animasyon öldü desek yeridir.
Evet, modelleme de öyle, Wallace ve Gromit gibi mesela, burda izler misiniz bilmiyorum? Hani oyun hamurundan modeller olur, bir kare fotoğraf çekilir, bir gıdım oynatılır, tekrar fotoğrafı çekilir?
• Stop-motion animasyon.
Evet, olağanüstü olur çıkan iş. Sonrasında…
• ve organik gözükür.
Evet, organik gözükür. Sonra işi bilgisayara aktardılar, bilgisayarlı halini yaptılar. Ama iki boyutlu gözükmeye başladı ki iki boyutlu zaten. Müzik için de aynısı geçerli.. Maalesef müzik… Birisi internet müziği öldürecek demişti? Derdi işin cd satışı falanı açısındandı. Ama işin o kısmı önemsiz. Ne fark olacak ki! Müziği öldürecek olan şey: çok fazla, çok kolay, çok ucuz müzik. Yalnızca iki boyutlu müzik bu.
• Peki. Today is a Good Day'de metronom sesi almadan kayıt yapmışsınız, bu hayret verici…
Evet kullanmadık.
• Northern Star hariç galiba. Sanırım Max Roach demiş:“Müzik nefes almalı”.
Evet.
• Today is a Good Day albümü nefes alıyor, üstelik burnundan soluyor. Bunu hissedebiliyoruz. Enerjiyi, dinamikleri hissedebiliyoruz. Sizce Today is a Good Day albümünde metronom sesi olmadan kayıt almanız, albümün enerjisine ve dinamiklerine katkı sağladı mı?
Olmuştur herhalde. Bence aslı şu: Şimdiki halimiz, New Model Army’nin, ezelden demeyeyim, belki de 1985’ten itibaren en iyi hali. Gruba Marshall’ın katılmasından itibaren dengeyi yakaladık. Bilirsin, denge dendi mi kişiler arasındaki politikadır söz konusu olan. Hizipleşilir genelde. Kaçınılmaz bir şey. Ama şimdiki beş üye ile böyle bir durum söz konusu değil. Çoğu zaman keyfi yerinde bir grubumuz, birbirimize güveniyoruz. Şayet karşılıklı güven olursa, diğerinin arzuladığını çalmasına fırsat tanırsın. O yüzden kayıt da hızlı oldu. Tüm albüm 12 günde bitti. Ve neredeyse canlı kayıt yaptık denilebilir.
• Peki, 2005’ten itibaren iki yılda bir albüm çıkartmaya başladınız. 2011’de yeni albümü bekleyebilir miyiz? Ya da yeni albüm prodüksiyonu…
Umarım. Evet. Galiba. Bu sene hep Today is a Good Day turnesi ile uğraştık sayılır ki bu neredeyse hep yollarda geçen 6 ay demek. Sonrasında da bu 30. Yıl işleri vardı. O yüzden yeni bir şey yazmaya çok vaktim olmadı. Hem birden menejersiz kaldık. Bildiğiniz üzere menejerimiz, yapım şirketimizin başı Tommy Tee 2008 sonunda vefat etti. O zamandan beri kendi menejerliğimizi üstlendik. Hakikaten zor iş.
• Onun vefatı ile neler değişti?
Organizasyonun tümü. Olmuyor işte. Felaket haldeyiz. Kendine menejerlik; olacak iş değil. Umutsuz vaka gibiyiz. Ama bir yol bulacağız. Yardım edenimiz çok. Ama bu işi tek başına üstlenen yok. Bizim grup bir aile gibi olduğundan, bize de aileden birisi lazım.
• Bu arada siz… yani hayranlarınız, kendilerine “Aile” diyor.
Öyle sayılır. Daha çok bir ağ gibi. Gelecekte ne yaparız bilemem. Ama kendi başımıza menejerlik olmuyor.
• Peki “Aile” ye ne diyorsunuz? Dahası, Türkiye’deki hayranlarınızı, “Aile” nizi nasıl görüyorsunuz?
İlginç bir olay. “Aile”, yani uluslararası New Model Army hayranları kardeşliği bizden bağımsız. Bizimle alakası yok ve bu hoşuma gidiyor, iyi bir şey. Çok hayranımız var kimi zaman arkadaş oluyorlar, kimi zamanda olmuyorlar. Bazen haberimiz oluyor, bazen olmuyor. Her halükarda ne fark eder ki. Bence bunun sebebi şarkıların bir şeyle ilgili olduğu düşüncesi. Bu düşünceye göre neyle ile ilgili olduğunu söylemeyeceğim, herkes için değişiyor. Ama bir şeyle ilgili olduğuna dair bir his var. Bu nedenle New Model Army, bazı ilginç kişileri bir araya getiriyor.
• ['Vagabonds' şarkılarına nazire ile] 'Avareler'i belki de.
Eh, hayır. Sadece farklı yerlerden ilginç kişiler diyelim. Fikirleri tartışmayı seven kişiler New Model Army’ye çekiliyor, çünkü grupta fikir çok. Sonra da birbirlerine çekiliyorlar, çünkü ortak yanları bu. Örnek vereyim: Bir keresinde Türkiye’ye geliyorduk. Bu dediğim çok uzun zaman önce, yedi sene falan. Konserlerimize çok gelip giden İrlandalı bir kadın vardı, bir baktık o da bizimle aynı uçakta. “Merhaba” dedim. O da selam verdi. “Neden bizi izlemeye ta Türkiye’ye kadar onca yolu tepiyorsun. En azından yüz kere gelmişsindir bizim konserlerimize” dedim. O da “Haklısın, en az yüz kez gelmişimdir” dedi. “Ama ben Türkiye’yi görmeye gidiyorum. Ve Türkiye’de en sevdiğim grubu izlemeye gidiyorum. Yani orada Türklerle tanışacağım, onlar da en sevdikleri grubu izlemeye gelmiş; böylece şıpınişi Türkiye’den arkadaş edineceğim”.
• Tek Kabile’yi oluşturan şey bu mu sizce?
Bu, facebook öncesi sosyal ağ gibi bir şey. Herhangi bir grup var, hayranları bir dizi fikir vasıtası ile bir araya geliyor. Diyelim ki canın Florida’ya tatile gitmeyi çekti, ya da Fransa, Paris, herhangi bir yer…
• Müsaadenizle sizi köklerinize götürelim. Grubu hangi punk, folk ya da rock sanatçıları etkiledi? Bazen The Clash ile kıyaslanıyorsunuz. Bazen de duyduğumuza göre Northern Soul [İngiltere Soul müziği] etkisinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Önce şunu belirteyim, New Model Army’deki herkes farklı bir tarz müzik sevdi hep. Hiç mutabık olamadık. Hep farklı şeyleri sevdik. O yüzden kendimden bahsedebilirim. Ama sanırım bu etkilenimlerden yalnızca bir kısmını açıklayacak. Ben çocukken ilk aşkım Tamla Motown’dı. Yani 60ların Northern Soul’u ve siyah Amerikan soul müziğinden etkilendim. Detroit etkisi. Bu, herhalde gelmiş geçmiş en iyi müzik türü. En iyi şarkı yazarları, en iyi şarkıcılar, en iyi orkestra, en iyi düzenlemelerin karışımı. Ama çok farklı şeyleri severim. Yine büyürken The Who’ya bayılırdım. En favori rock albümüm The Who’nun Quadrophenia albümü, çok romantiktir çünkü. Şiddetin ve romantizmin karışımı. Güzellik ve şiddet. Sanatta bunu seviyorum. Çünkü doğa da böyle. Güzel ve şiddetli. Sonra, sevdiğim tonla şey var, çok farklı müzik türleri.

• Müziğinizden de bu eklektik yaklaşımı duyabiliyoruz. Bu sınıflama doğru olmayacak belki ama sizin döneminizden gelen punk grupları ile kıyaslanınca sizin müziğinizde armonik nitelikler ve melodi çok daha güçlü...
Bence şunu unutmamalı: Kelime olarak “punk”, zamanla bir müzik türünün adı oldu. İşin başında öyle değildi, punk bir tavırdı. Hâlâ o tavra sahibiz, ama müzik tarzına hiç heves etmedik. Punk bütünüyle kültürel bir devrimdi. Mazide ne varsa ezip geçeceksin, istediğin yapmakta hürsün. Biz o tavrı aldık, ne yapmamız gerektiği ile ilgilenmiyoruz. Ne istersek yapabileceğimizi düşünüyoruz.
• Röportajlarınızdan birinde New Model Army’nin vaiz bir grup sayılması gerektiğini, bu vaazın iletişimsel değeri olduğunu söylediğinizi okumuştuk!
Evet, haklısınız. Çelişkilerle doluyuz. Ama hayat da öyle.
• Here Comes the War ['Savaş Geliyor'a nazire ile] O halde huzurlu zamanlarda yaşamıyoruz. Yaşayacak mıyız sizce?
Gelecekte… Hiç huzurlu zamanlar olmadı ki insan tarihinde. Savaşan maymunlarız aslında. Buyuz işte. Ancak kaynakların azalması, zor zamanlar geliyor demek.

• Özellikle insanlık üzerine, insanlığın yolculuğu üzerine görüşlerinizi seviyoruz. “Here Comes the War” [“Savaş Geliyor”] ve “I Love the World” [“Dünyayı Seviyorum”] gibi şarkılarınız tüm insanlığın çektiği acıları ve insan olmayı anlatıyor. Bizce bu sıkıntıyı dogma ve teknolojinin çöküşüne bağlıyorsunuz. 30 yıllık New Model Army yolculuğu ardından, insanlığın hali ve ruhu hakkında ne düşünüyorsunuz? Daha önce sorduk ama; ne değişti?
30 yıl insanlık tarihinde göz kırpma kadar bile değil. İnsan ne kadardır burada 200 bin yıl mı? O da göz açıp kapayıncaya geçti. Bence dünya harikulade Ama dışarı bakın [Karşıda öğle tatilindeki öğrencilerin olduğu bir okul var]. Dünya dışarıda. Harikulade. İnsanlar da öyle ama bu muhteşem kumsalda bir kum tanesi gibiyiz. Bir şeyler yapıyoruz, dağılıyoruz, birbirimizle savaşıyoruz. Sonra başka yere gidiyoruz, tüketiyoruz, tekrar yapıyoruz, dağılıyoruz, savaşıyoruz. Ürüyoruz. Sonra yine göç. Tekrar savaş. Bir virüs gibiyiz. En nihayetinde dünya bize ‘yeter’ diyecek. Dünya bizden çok yaşayacak gerçi.. Dünyayı kurtarmalı diyoruz ya, şaka gibi hani. Dünya bizi de gömer. Bizsiz de gayet güzel olur hali.
• Yani dünyayı bizden kurtarmalı?
Daha ufak sayılarla, aza tamah ederek yaşamayı bilene, her şeyi denetlemeyi bırakana değin. Kafayı takmışız her şeyi kontrol etmeye. Neymiş, iklim değişiyormuş, iklimi kontrol etmeliymişiz. Güldürmeyin beni. İklimi denetlemek, şaka bu yahu. İklimi kısmen de olsa biz mi değiştiriyoruz? Kısmen doğal döngü, kısmen bizden karşılıyor, hangisi ne kadar? Tamam, Karbondioksit salınımını azaltacağız, ısı azalacak, peki iklim düzelecek mi? Kimse bilmiyor. İklim bu yahu. Biz şuncağızız. Dünya ve doğa ise yaşlı ve güçlü. Biz doğanın ufacık bir parçasıyız. Şu insanların tuhaf küstalığı, kibri yok mu!

• İlk albümünüzden sonuncusuna New Model Army şarkıları farklı bir yaşam ve ölüm görüşü sunuyor. Bu tavrı az önce insanlık hakkında konuştuklarımızda da yansıttınız. Tüyler ürpertici “Autumn” [“Güz”] şarkısında “Everything is Beautiful/ Because Everything is Dying” [“Her şey çok güzel / Çünkü ölüyor her şey”] diyorsunuz, buna yakın şeyler söylediniz az önce. Bir de “Peace is Only For” şarkısı var, onda da “Huzur ölülerin, ölenlerindir ancak” diyorsunuz. Öyleyse şöyle soralım, acaba tasavvufun ölüm ve yaşam düşüncesine aşina mısınız?
Evet. Bence sufiler doğrusunu anlamış. Ne ilginç, bütün büyük dinlerde gizemcilik var. İnsanlar ışığı ve sevgiyi hissediyorlar. İnsan deneyimi de ışık ve sevgi ile ilgili. Sufiler de ışık ve sevgi ile ilgili. Bunların hepsi aynı şeyin parçası. Temel hakikatin, hepimiz biliyoruz. Bu hakikatler de “kabullenme” ve “teslimiyet” ile ilgili.
• Bunlar da tasavvufun temel ilkeleri.
Evet, kabullenme ve teslimiyet. Çünkü şu kadarcıksınız. Bu muhteşem şeyde, bu kadar önemlisiniz.
• Sizin de neredeyse ölecekken ışığı gördüğünüze dair bir hikaye var, doğru mu?
Belki öyledir. Ancak tam ölmek üzereyken beyinde gelişen çok etkili bir kimyasaldan ötürü böyle bir şey olduğunu düşünmeye meyilliyim. Kalp durunca salınan bir tür süper-endorfin. O beyaz ışık, havada süzülme, hepsi çok hoştu, çok harikaydı, ciddiyim. Ama belki fiziksel bir deneyimdi. Ondan sonrası, işte onu bilmiyorum. Belki sufilerin inandığı üzere, ışığa kavuşup tekrar geleceğiz dünyaya. Doğrudur belki ama bilmiyorum.
• Peki müziği güçsüzlerin kükremesi gibi düşünüyor musunuz?
Müzik için pek çok denebilir. Müzik büyü aslında, öyle değil mi? Şeyleri dönüşüme uğratıyor. Siz küçükken derler ki dünya şöyledir, böyledir, kitaplarda da okursunuz. Aslında hissettiğiniz öyle değildir, bilirsiniz. Sonra soyut bir şeyi, müziği duyarsınız. Ve işte bu dersiniz. Sanat da böyle ama bence müzik en güçlüsü. Pek çok insan için de hayatlarının en önemli şeyi. Onca laf, onca olan biten şey arasında, kafanız karışmışken hakiki bir şey ararsınız. Hepsi bir müzik eserindedir. Ne tuhaf ki bu bireysel bir deneyimdir bir yandan. Bireysel olması ilginç.

• Bu hakikati nasıl tanımlarsınız, şiirsel hakikat mı?
Hehe, her neyse işte. Sözle açıklayabilsek bu hissi, müziğe ne gerek vardı? Müzikle ilgili bir şey daha var, insanlara neyi sevmeleri söylenmemeli. Yemek gibi. Seviyorsan sevdin işte. Bilirsin bazı şeyler vardır yemelisin, ama sevmezsin. Ya da bazısı yaramaz, ama seversin. Aynısı müzik için de geçerli. Bazı şarkıları bilirim iyidirler, neden iyidirler onu da bilirim ama hiç etkilemez. Bazense ucuz ve para için yapılmış olur bilirim ama yine de tutamam kendimi, severim. Çok acaip, soyut büyülü bir şey. Hem de bireysel, kişiye özgü.
• Çok teşekkür ederiz Mr. Sullivan. Türk izleyicileriniz için bir mesajınız olacak mı?
Merhaba New Model Army’nin Türk takipçileri. Burada olmak çok güzel. Dünya çapındaki bir ailenin parçasısızınız, bu çok güzel. Bu ülkeyi cidden çok seviyorum. Çok ilginç bir zamanda, dünyada çok ilginç bir yerdeki, çok çok ilginç bir ülke. Hepinize iyi şanslar.
FOTOĞRAFLAR: BARIŞ ERKOL